Almanya Türkiye'ye Patriot ve asker konuşlandıracak

Armağan Kabaklı 18 Mayıs 2026
Almanya, NATO kapsamında Türkiye'nin hava savunmasını desteklemek amacıyla Amerikan birliğinin yerine bir Patriot bataryası ve 150 asker konuşlandıracağını açıkladı.

Almanya, NATO kapsamında Türkiye'nin hava savunmasını desteklemek amacıyla Amerikan birliğinin yerine bir Patriot bataryası ve 150 asker konuşlandıracağını açıkladı.

Almanya Savunma Bakanlığı, 18 Mayıs 2026 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, NATO çerçevesinde Türkiye'nin hava savunma kapasitesini desteklemek için yeni bir adım atılacağını duyurdu. Alınan karara göre, Alman ordusu gelecek ayın sonundan itibaren Türkiye'ye bir hava savunma birliği konuşlandıracak.

Eylül 2026'ya Kadar Görev Yapacak

Bakanlık açıklamasına göre, Türkiye'de Eylül 2026'ya kadar görev yapması planlanan Alman silahlı kuvvetleri birliği, bir Patriot bataryası ile yaklaşık 150 Alman askerinden oluşuyor. Bu yeni birliğin, halihazırda görev yapan bir Amerikan birliğinin yerini alacağı belirtildi.

Bakan Pistorius'tan Müttefiklik Vurgusu

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, alınan bu kararla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ülkesinin "NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlendiğini" belirten Pistorius, müttefiklerle olan ilişkilere dikkat çekti.

Pistorius açıklamasına şu sözlerle devam etti: "Askerlerimizin Türk ve Amerikalı ortaklarımızla bu kadar yakın koordinasyon içinde olması, müttefiklerimizle olan iş birliğimizin ne kadar güvenilir olduğunu gösteriyor."

Washington ile Berlin Arasındaki Tomahawk Gerilimi

Bu gelişme, ABD ile Almanya arasında yaşanan füze krizinin ardından geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Washington ve Berlin arasında tırmanan siyasi gerilimler nedeniyle Almanya'ya yönelik Tomahawk füzelerinin teslimatını iptal etme kararı almıştı.

Söz konusu iptal kararının yalnızca geçici bir diplomatik anlaşmazlık olmadığı, Avrupa'nın Amerikan şemsiyesine olan kronik bağımlılığının kırılganlığını açıkça ortaya koyduğu ifade ediliyor. Ayrıca bu gelişmenin Almanya'yı ve tüm kıtayı, Avrupa caydırıcılığının halen yetersiz olduğu ve en hassas konularda bağımsız hareket edilemediği gerçeğiyle yüzleştirdiği belirtiliyor.