Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Gaziantep'te yüz binlerce işçinin kölelik koşullarında çalıştırıldığını vurgulayarak, tek bir cepheden yükselen saldırılara karşı tüm toplumsal muhalefetin, çevre hareketlerinin ve işçi sınıfının birleşik bir mücadele cephesi kurmasının şart olduğunu belirtti.
Mezopotamya Ajansı'nın haberine göre, sendikal faaliyetleri gerekçesi ile 17 Mart 2026 tarihinde tutuklanan ve 12 Mayıs'ta serbest bırakılan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, kentteki emek sömürüsünü değerlendirdi. Gaziantep'in en büyük sanayi ve üretim merkezleri arasında yer aldığını kaydeden Türkmen, yüz binlerce işçinin uzun çalışma saatleri, düşük ücret, güvencesizlik, emek sömürüsü ve örgütlenme engelleriyle karşı karşıya kalarak kölelik koşullarında çalıştığını ifade etti.
İŞÇİ KARIN TOKLUĞUNA BİLE ÇALIŞAMIYOR
Gaziantep'te kayıt dışı çalışanlarla birlikte yaklaşık 500 bin işçinin kölelik şartlarında istihdam edildiğini söyleyen Türkmen, işçilere yönelik baskının kenti ucuz iş gücü cenneti haline getirme amacıyla yapıldığını kaydetti. Türkiye’de açlık sınırının 37 bin, dört kişilik bir ailenin asgari yaşam standartlarını belirleyen yoksulluk sınırının ise 110 bin TL’ye dayandığını belirten Türkmen, bugün Dilok sanayisinde yoksulluk sınırının yarısına yaklaşabilen tek bir işçinin bile bulunmadığını vurguladı. Türkmen, "Açlık sınırı dediğimiz şey sadece bir ailenin zorunlu gıda harcamasıdır. Eskiden 'karın tokluğuna çalışıyoruz' denirdi ya, bugün Dîlok işçisi kelimenin tam anlamıyla karın tokluğuna bile çalışamıyor" diye konuştu.
HALI DOKUMA VE İPLİK SEKTÖRÜNDE DURUM
Kendisinin de eski bir halı dokuma ustası olduğunu ve 2003 yılına kadar bu sektörde ter döktüğünü söyleyen Türkmen, sanayideki reel ücret erimesini tarihsel kıyaslamalarla anlatarak şu ifadeleri kullandı: "Benim işçilik yaptığım 2003 yılında, halı dokuma makine operatörleri (halfe) net asgari ücretin tam 4 katı aylık alırdı. Bugün ise halfe dediğimiz kalifiye ustalar aylık 55-60 bin TL, onların yardımcıları ise 40-45 bin TL arasında alıyor. Yani asgari ücretin iki katına bile ulaşamıyorlar. Son 20 yılda dokuma işçisinin geliri reel olarak tam yarı yarıya düşürüldü."
İplik sektöründe de benzer bir durumun yaşandığına işaret eden Türkmen, büyük fabrikalarda istisna tutulmazsa ortalama ücretlerin 43-45 bin TL bandında sıkışmış durumda olduğunu bildirdi. Geçmişte neredeyse tüm büyük fabrikalarda işçilerin yılda 3 ya da 4 maaş tutarında ikramiye hakkı bulunduğunu hatırlatan Türkmen, son 5-6 yılda hem enflasyonun etkisiyle hem de sistemli bir baskıyla bu ikramiyelerin tamamen tasfiye edildiğini ve ücretlerin reel olarak eritildiğini belirtti.
PAZAR İZNİ KALDIRILDI
Başpınar’daki fabrikalarda pazar tatilinin fiilen ortadan kaldırıldığını ve fabrikalarda zorunlu pazar mesaisi uygulaması olduğunu ifade eden Türkmen, işçilerin sosyal hayatının, aile yaşamının ve senelik izin haklarının tamamen gasp edildiğini kaydetti. Eskiden de bu sanayide sömürünün ve düşük ücretlerin var olduğunu dile getiren Türkmen, "Ama en azından bir fabrikada çalışan işçi iyi kötü geçinir, 8-10 yıl birikim yaptıktan sonra bir ev, bir araba sahibi olabilir, çocuğunun düğününü yapabilirdi. Bugün işçilerin geleceğe dair hiçbir birikim yapma şansı yok. Tek biriktirebildikleri şey borçlarıdır. İşçilik ömür boyu süren bir borç sarmalına dönüştü" diye konuştu.
ÜLKEYE BİÇİLEN ÜÇ ROL
Sendikal faaliyetlere ve işçi direnişlerine yönelik iktidarın baskılarına değinen Türkmen, ülkeye üç temel rol biçildiğini belirterek şu açıklamalarda bulundu: "Bu ülkeye biçilen üç temel rol var. Birincisi, uluslararası sermaye için dikensiz bir ucuz iş gücü cenneti yaratmak. İkincisi, ülkeyi bir lojistik ve tedarik üssü haline getirmek. Üçüncüsü ise tüm doğayı, toprağı maden tekellerinin yağmasına açmak. İşte bu yüzden gerçekleri yazan gazetecileri, toprağını koruyan köylüleri ve hakkını arayan işçileri aynı kefeye koyup hapsediyorlar."
İktidarın bölgede sendikalı olmak isteyen işçilere tek bir yol dayattığını ifade eden Türkmen, işçinin ya örgütsüz kalacağını ya da patronla ve devletle iş birliği içinde olmak zorunda bırakılacağını söyledi. Türkmen, "İşçi ya örgütsüz kalacak ya da patronla ve devletle iş birliği içinde olacak. İşçinin taleplerine kulak tıkayıp sınıfına ihanet eden sarı, bürokratik, bürokrat sendikalara mahkum edilecek. Bize olan düşmanlıkları bu tekerleğe çomak sokmamızdandır" dedi.
BİRTEK-SEN'İN MÜCADELESİ
Tüm bunlara karşı BİRTEK-SEN'in büyük bir mücadele verdiğine dikkati çeken Türkmen, sendikanın kurulduğu son 4,5 yılda Dilok'un yanı sıra Urfa, Malatya, Adıyaman, Adana ve Tokat gibi illerde güçlü bir dinamizm yarattığını belirtti. Bürokratik sendikaların çürümüşlüğünden yaka silken işçilerin sendikalarında birleştiğini kaydeden Türkmen, son 4-5 yılda tekstil iş kolunda Türkiye genelinde yaşanan tüm fiili grev ve direnişlerin yüzde 90-95’ini kendilerinin örgütlediğini vurguladı. Sadece Antep’te 80’e yakın fiili greve öncülük ettiklerini ve bunların 70’inin işçilerin ek zam almasıyla, gasp edilen tazminatlarının kurtarılmasıyla, yani kazanımlarla sonuçlandığını dile getiren Türkmen, "İşte patronları ve iktidarı korkutan, bizi hücrelere koymalarına neden olan şey bu fiili kazanımlardır" dedi.
BİRLEŞİK MÜCADELE ÇAĞRISI
İktidarın kendi yasalarına bile uymadığı, anayasal sendikal hakların fiilen lağvedildiği bir saldırganlığın mevcut olduğunu belirten Türkmen, meselelerin BİRTEK-SEN’in tek başına direnişiyle çözülecek bir eşiği geçtiğini ifade etti. İktidarın keyfine göre eğip büktüğü yasal çerçevelere sıkışarak bu ablukanın dağıtılamayacağını kaydeden Türkmen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Artık iktidarın kendi yasalarına bile uymadığı, anayasal sendikal hakların fiilen lağvedildiği bir saldırganlık var. Bu yüzden mesele BİRTEK-SEN’in tek başına direnişiyle çözülecek bir eşiği geçmiştir. İktidarın keyfine göre eğip büktüğü yasal çerçevelere sıkışarak bu abluka dağıtılamaz. Gazetecilerin hapsedilmesine, belediyelere ve siyasetçilere kayyumlar-baskılar yoluyla çökülmesine, doğanın talan edilmesine ve işçinin ekmeğinin çalınmasına karşı tek bir cepheden yükselen bu saldırılara karşı; tüm toplumsal muhalefetin, çevre hareketlerinin ve işçi sınıfının fiili, meşru, örgütlü ve birleşik bir mücadele cephesi kurması şarttır. Bu ablukayı ancak birleşik bir meşru mücadele kırar."