Hasan Cemal: Öcalan ile yüz yüze görüşmek istiyorum

Çetin Yılmaz 19 Mayıs 2026
Gazeteci-yazar Hasan Cemal, Diyarbakır'daki Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu'nda yaptığı konuşmada, Abdullah Öcalan ile yüz yüze görüşmek istediğini belirterek, Öcalan'ın statüsünün sağlanması gerektiğini söyledi. Cemal, "Türkiye'de Türk ve Kürt olarak biz demokrasiyi yerli yerine oturtursak; o zaman Kürt sorunu diye de bir şey kalmaz" dedi.

Diyarbakır'da düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu'na birçok kesimden aydın, yazar, akademisyen ve siyasetçi katıldı. Forumda, barışın toplumsallaşmasının gündelik yaşamdan sosyal psikolojiye, göç meselesinden hafızaya kadar birçok başlıkta atölye düzenlendi.

Mezopotamya Ajansı'nın haberine göre, foruma katılan gazeteci-yazar Hasan Cemal, Kürt sorunun çözümü ve gelinen sürece dair değerlendirmelerde bulundu.

“Devletin Kürt meselesine bakışında gerçekten bir değişim görüyor musunuz” sorusunun kendisine sık sık sorulduğunu kaydeden Cemal, kent halkıyla da bu konuda sohbet ettiğini belirtti. Sur’da gezdiğini ve yurttaşlara “Vaziyetler nasıl?” diye sorduğunu aktaran Cemal, “'Hangi vaziyet' diyorlar. Hemen tepki alamıyorum. Sonra da devam ediyorum. ‘Süreç' diyorum. Yine böyle hafif bir tebessümle bakıyorlar. Nihayet ‘güven yok mu?’ dediğim vakit onaylanıyor. Ama sessizlikle onaylanıyor. Buna hak veriyorum. Öyle acılar yaşadı ki bu topraklar, Diyarbakır, Kürt illeri bu acılardan sonra güven duymak kolay değil. Ama ben de bu konuda güven duyamıyorum. Dediğim gibi bu kadar yaşanan acılardan sonra güven duyamıyorum ama aynı zamanda işin ucunda barış olduğu için kapıyı aralık bıraktım. Barış olduğu işin ucunda prim verdim, inanmak da istiyorum” dedi.

‘TEMELLERİNİ ATMAK ÖNEMLİ’

Güvensizliğinin sebeplerini sıralayan Cemal, “Elbette barış istiyorum. Elbette Kürtler, bu toprakların, Diyarbakır'ın insanları barışı hak ediyor. Çünkü çok büyük acılar yaşadılar. Barış sözcüğü onlar için de sihirli… Ama barışın sağlam bir altyapıya kavuşturulması lazım. Sadece barış deyip geçemezsiniz. Barış ama hakça bir barış, barış ama kalıcı bir barış. Bunun temellerini atmak önemli. Bu hakça ve kalıcı barışın temelleri de ancak demokrasiyle, özgürlükle, hak, hukuk ve adaletle olabilir. Bu konuda henüz doğru dürüst bir adım, bir hazırlık göremiyorum. Ama olmaz da demiyorum. Umutsuzluk da yaymak istemiyorum. Fakat dediğim gibi çok fazlasıyla ihtiyatlıyım” diye belirtti.

“Erdoğan, Bahçeli ikilisinin sicilleri özellikle de Erdoğan'ın sicili güven vermiyor” diyen Cemal, “Diyarbakır Belediyesinin bahçesindeyiz. Burada koca bir konferans yapılıyor. Bu konferansın adı özgürlük ve barış. Özgürlük ve barışı biz Diyarbakır'da böyle cıvıl cıvıl kuş sesleri arasında konuşabiliyoruz. Bu bir zamanlar hayaldi. Bunu bu topraklarda Diyarbakır'da böyle konuşabilmek heyecan verici bir şey. Buraya gelmiş olmak da çok önemli. Onun için de kapıyı aralık bırakıyorum. Hayır, bundan bir şey çıkmaz demiyorum, demedim” şeklinde konuştu.

‘ACILARIN ESİRİ OLMAMAK LAZIM’

Abdullah Öcalan ile ilk görüşmesinin 1993’ün Nisan ayında olduğunu hatırlatan Cemal, “Apo diye hitap etmiştim ona. Ben Öcalan diyorum daha çok ama sayın da deniliyor. Hak da ediyor. Çünkü onun mücadelesi bugün devletin O’nu (Abdullah Öcalan’ı kastediyor) ve Kürtleri muhatap alma noktasına getirdi. Buraya gelmek kolay olmadı. Çok büyük acılar çekildi. Ve bu bir isyandı. Doğrudur. ‘Terör’ ve şiddet uygulandı. Ama aynı zamanda bu bir isyandı ve bu Apo'nun, Öcalan'ın örgütlediği -ta 70'li yıllarda örgütlediği- isyan bunu bu noktaya getirdi. Onu da hiç unutmamak lazım. Çok acılar çekildi ama bu acılar tek taraflı da değildi. Evet, Kürt anaları dün akşam beyaz yemenleriyle buraya geldi. Gözlerim doldu. Çok da güzel bir konuşma yaptı. Ama Kürt anaları gibi öbür tarafta da Türk anaları da çok ağladı. Önemli olan konu acıların esiri olmamak lazım. Acıların esiri olursak barışı kurtaramayız. Barışı kurtarabilmek için acıların esiri olmamamız lazım. İnsanlık tarihi kanla yazıldı. İnsanlık tarihi yazılırken; oluk gibi kan aktı. Büyük acılar çekildi. Ama sonra insanlar uzlaşmak, barışmak zorunda kaldılar. II. Dünya Savaşı sonrasında da bu oldu. Bugün yine Gazze'de, İran'da hala kan akıyor. Oluk gibi kan akıyor. Acıların olgunlaştırıcı bir yanı vardır. Eğer acılara mahkum olmazsak, acıların esiri olmazsak, acıların insanları ve toplumları olgunlaştırıcı yanından şey yaparsak barışı o zaman kalıcı kılabiliriz” diye konuştu.

‘ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ SAĞLANMALI’

Devletin, Abdullah Öcalan'ı muhatap almasının Türkiye'de Kürt realitesinin kabulü olduğunu ifade eden Cemal, “Öcalan da bunu değerlendiriyor ama benim Öcalan'ın demeçlerinden gördüğüm onun da kuşkuları var. Kafasında soru işaretleri var. Bunları dile getiriyor. Ama ‘Bu fırsatı da kaçırmayalım’ diyor. Tamamen haklı. Bunca yıl hapiste demir parmaklık arkasında yaşayan bir insanın böylesi yine bir olgunluk sergilemesi gerçekten kolay bir şey değil. Öcalan'ın durumu, statüsü şu anda eşit olmaktan çok uzaktadır. Öcalan ile 93 baharında Beka’da olduğu gibi yine yüz yüze bunları konuşabileyim. Ama henüz konuşamadık. Yani bir eşit durum yok o statünün gerçekten sağlanması lazım” diye belirtti.

Abdullah Öcalan’ın kendisine Ömer Öcalan ile görüşme talebini ilettiğini dile getiren Cemal, “Ben de ‘Peki’ demiştim. Görmek istemez olur muyum? Bir gazeteci olarak bak not defterim burada duruyor” dedi. Cemal, Abdullah Öcalan’a ilk sormak istediği sorunun ise “Demokrasi olmadan, hukuk olmadan Kürt sorunu çözülür mü?” olduğunu belirtti.

‘DAĞDAN İNDİKLERİNDE NE YAPACAKLAR?’

Süreç kapsamında mutlaka yasal düzenlemenin yapılması gerektiğinin altını çizen Cemal, “Onca yıl dağda yaşayan gerilla geldi, silahını yaktı ve orada dedi ki; ‘silahı bırakıyorum.’ Ama buna bir yasal zemin oluşturulması lazım. Ne yapacak o insanlar? Dağdan indikleri vakit ne olacaklar? Yurt dışından geldikleri vakit ne olacaklar? Hapisten çıkacaklar, çıkacaklarsa ne yapacaklar? Bunların hepsinin inceden inceye oluşturulması lazım. Yani barışın sağlam bir temele oturtulması dediğim şey bu… Barış ancak bu söylediklerimin temeli oluşturulduğu vakit barış olur. Yoksa lafta barış olur. Sadece Kürt sorununun çözümü değil ama bir ön koşul demokrasi, özgürlük, hukuk, Kürt sorununun çözümü için geçerlidir. Bu benim için de geçerli. Demokrasinin sınırlılığı, demokrasinin yokluğu, demokratik hakların Türkiye'de ayaklar altına alınması, İmamoğlu'nun hali, Selo başkan, Osman hapiste say say bitmez, kayyımlar yani bütün bunların olmaması ancak demokrasinin Türkiye'de işletilmesiyle mümkün” diye belirtti.

‘KÜRT SORUNU DEMOKRASİ İLE ÇÖZÜLÜR’

Devlet içerisindeki “norm dışı” güçlere dair tartışmalar için Cemal, şunları söyledi: “Elbette devletin birtakım güçleri bunu engelliyor. Ama o devlet gücü dediğimiz şeyi de hukuka tabi olmaları lazım. Hukuka tabi olabilmeleri için de siyasi iktidarın, bu ortamı sağlaması lazım. Bu siyasi iktidarın işidir. Bütün devlet güçlerini, hukuka riayet eder hale getirmek siyasi iktidarın işidir. Demokratikleşme dediğimiz, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi dediğimiz şeyi yapacak olan da siyasi iktidardır. Türkiye'de Cumhuriyetin kuruluşunu önemseyen biriyim. Ama o kuruluş sürecinde yapılan hatalar en başta da Kürtler konusunda, Kürt sorunun konusunda atılan yanlış adımları da eleştiren biriyim. Ancak, Cumhuriyetin Türkiye'de kuruluşu çok önemlidir fakat Cumhuriyet demokrasi ile tamamlanmadı. Demokrasiyle tamamlayamadığı için de Kürt sorununu bugün hala yaşıyoruz. Kürt sorununun çözümü için demokrasi lazım. O aynı zamanda Cumhuriyetin de demokrasiyle klasik deyiş ile taçlandırılmasıdır. Türkiye'de biz Türk ve Kürt olarak biz demokrasiyi yerli yerine oturtursak; o zaman Kürt sorunu diye de bir şey kalmaz. Cumhuriyet de demokratikleştirilmiş olur.”