Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) haftalık grup toplantısına katılarak; Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) yönelik yargı kararlarından ekonomik krize, Anayasa Mahkemesi'nin nafaka düzenlemesinden Suriye'deki gelişmelere, tarım politikalarından Meclis'e gelmesi beklenen yeni yargı paketine ve İmralı'da yürütülen görüşmeler doğrultusunda talep edilen çerçeve yasaya kadar gündemdeki pek çok kritik başlık altında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Hatimoğulları, grup toplantısına katılım gösteren Alevi örgütlerinin temsilcilerini selamlayarak başladığı konuşmasında, temsilcilerin hazırladıkları önemli bir çalışmayı kendileriyle paylaştıklarını belirtti. Orta Doğu ve Türkiye gündeminde yaşanan hareketlilik içerisinde Alevi katliamını unutturmayan, yaşanan mağduriyetleri gündemde tutan ve bu doğrultuda çalışmalar gerçekleştiren tüm kurumlara teşekkürlerini iletti.
Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli faaliyetler yürütüldüğünü ifade eden Hatimoğulları, bireylerin ve kurumların bu konudaki tepkilerini görünür kıldığını bildirdi. Suriye’de süregelen şiddet, baskı ve yıkım politikaları karşısında sessiz kalmayı kabul etmeyen Alevilerin, demokrasi güçlerinin ve sosyalistlerin bir imza kampanyası başlattığını aktaran Eş Genel Başkan; Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun katılımıyla "Alevilere yönelik soykırımı durdurun" şiarıyla toplanan imzaların Meclis’e sunulacağını kaydetti. Aynı saatlerde İngiltere Parlamentosu önünde de bir basın açıklaması yapılacağını belirten Hatimoğulları, hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de Avrupa Parlamentosu'na (AP) hazırlanan kapsamlı raporun iletileceğini, DEM Parti olarak bu çalışmaların sonuna kadar yanında duracaklarını ve Suriye’deki saldırılara karşı çıkmayı sürdüreceklerini vurguladı.
Geçtiğimiz yıl Suriye’de çok sayıda Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt kadınının yanı sıra kız çocuklarının da ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını dile getiren Hatimoğulları, kadınların tıpkı Êzidî kadınlar gibi kaçırıldığını ve 21. yüzyılda köle pazarlarında satıldığını belirtti. Tıp öğrencisi Betül Alluş’un kaçırılma sürecine değinen Hatimoğulları, kaçırılan kadınların zorla din değiştirmeye ve örtünmeye zorlandığını, bu yolla kamuoyunun etkilenmek istendiğini söyledi. Alluş’un annesinin yardım çığlığı attığı videoyu izlediğini kaydeden Hatimoğulları, zorla din değiştirme videolarının nasıl çekildiğine hep birlikte tanıklık ettiklerini ifade etti.
NAFAKA MANİPÜLASYONU
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) temel görevinin hak ve özgürlükleri korumak olduğunu hatırlatan Hatimoğulları, nafaka hakkına ilişkin verilen son kararla kadınların en temel ekonomik güvencelerinden birinin hedef alındığını belirtti. Kadınların mücadelelerle kazandığı bu hakka göz dikildiğini söyleyen Hatimoğulları, bu kararın tesadüfen verilmediğini, yıllardır süren manipülasyonların ve iktidar çevrelerinden yapılan açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin bir ürünü olduğunu kaydetti. Topluma milyonlarca kadının yüksek miktarda nafaka aldığı yönünde sahte bir tablo sunulduğunu ancak gerçeğin bambaşka olduğunu ifade eden Hatimoğulları, kadınların büyük çoğunluğunun çok düşük miktarlarda nafaka aldığını ve bu ödemelerin de sıklıkla erkekler tarafından kesildiğini vurguladı.
Yoksulluk nafakasının erkekleri mağdur eden değil, kadınların maruz kaldığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizma olduğunu belirten Hatimoğulları, bu durumun bir haksız kazanç gibi yansıtılarak ortadan kaldırılmak istenmesini kadın düşmanlığı olarak nitelendirdi. Kadın yoksulluğunun derinleştiği, istihdama katılımın sınırlandığı ve kadın cinayetlerinin sürdüğü bir ortamda bu hakkın elden alınmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Hatimoğulları, Meclis gündemindeki 12. yargı paketine de değindi. Paketin koruyucu politikalar yerine ağır cezaları ön plana çıkardığını ve LGBT+ varlığını hedef alan düzenlemelerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyüteceğini ifade etti.
TÜRKİYE UÇURUMDAN YUVARLANIYOR
Türkiye’de her yurttaşın hanesinde hissettiği derin bir ekonomik kriz, gelir adaletsizliği ve ağır bir sosyal yıkım yaşandığını belirten Hatimoğulları, ülkenin uçurumun kenarında değil, uçurumdan aşağı yuvarlandığını söyledi. İktidarın büyüme söylemlerine karşın milyonların yoksullukla uyandığını, TÜİK'in verilerinin mutfaktaki yangını ve pazardaki çaresizliği örtmeye yetmediğini ifade eden Hatimoğulları, bir avuç azınlık servetini artırırken milyonların açlık içinde olduğunu, Türkiye'de her 10 kişiden 6'sının borçlu, 2'sinin ise açlık sınırının altında yaşadığını kaydetti.
2026 yılının ilk 3 ayında icra dairelerine her gün ortalama 26 bin yeni dosyanın geldiğini ve icralık yurttaş sayısının 4 milyon 271 bine ulaştığını açıklayan Hatimoğulları, bu verilerin yoksulluğun ve kira ödeyememenin somut bir göstergesi olduğunu belirtti. Toplantıda hazır bulunan Tekirdağ delegasyonunu selamlayan Hatimoğulları, sanayinin geliştiği kentlerde emek sömürüsünün ve işsizliğin tavan yaptığını, ayrıca kontrolsüz atıklar nedeniyle Ergene Nehri'nin can çekiştiğini dile bularak bölge halkının su, temiz hava ve emek hakkı talep ettiğini söyledi.
Türkiye'nin dünyada gıda enflasyonunda 4. sırada yer aldığını, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında ilk sıralarda bulunduğunu aktaran Hatimoğulları, tarım ülkesi olan Türkiye'de çiftçilerin yüksek mazot, gübre ve tohum maliyetleri nedeniyle üretim yapamaz hale geldiğini ve hacizlerle karşılaştığını belirtti. Arpa alım fiyatına yüzde 15, buğdaya ise yüzde 22 zam yapılmasını eleştiren Hatimoğulları, bu rakamların üreticiyi korumadığını, toprağı ekinsiz bırakacağını ve tüm yurttaşların pahalı gıda tüketmesine yol açarak ülkeyi hububatta Rusya ve Ukrayna'ya bağımlı kılacağını ifade etti.
Doruk Maden işçilerinin gerçekleştirdiği direnişe dikkat çeken Hatimoğulları, işçilerin bilinçli örgütlenme ve dayanışma ile hakların nasıl kazanılabileceğini gösterdiklerini belirterek kendilerinin eylemlerini selamladığını ve başarılarının devamını dilediğini söyledi.
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL ALANI TEHDİT ETMEKTİR
Türkiye'nin aynı zamanda derin bir demokrasi ve hukuk krizi yaşadığını ifade eden Hatimoğulları, halk iradesinin tarih boyunca darbeler, olağanüstü hukuk ve yargı kararlarıyla baskılandığını hatırlattı. CHP'ye yönelik mutlak butlan ataması tartışmalarının parti içi bir koltuk kavgasının ötesinde, demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme çabası olduğunu belirten Hatimoğulları, askeri vesayete karşı çıkanların bugün otoriter bir zümre eliyle yeni bir vesayet profesyonelliğine dönüştüğünü söyledi. Siyasal rekabetin mahkeme koridorlarında değil sandıkta kurulması gerektiğini, halkın ve delegelerin iradesinin esas alınması gerektiğini vurguladı.
Hatimoğulları, CHP'ye yönelik kararlara ve demokratik ilkelere dair görüşlerini şu sözlerle dile getirdi:
"CHP'ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasp ettirmiştir. Anayasaya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır bu uygulamalarla. Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır, siyasal sorunların çözüm adresi elbette ki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalı. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir. Biz ümit ediyoruz ki CHP'nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur. DEM Parti olarak biz yıllardır aynı ilkesel noktadayız. Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız."
Demokratik siyaset alanının genişletilmesi ve Demokratik Cumhuriyetin inşası için adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, barış ve demokratik toplum sürecinin hayati bir eşikten geçtiğini kaydetti. Bu süreçte topluma umut ve güvence sağlayacak olan unsurun bir çerçeve yasa olduğunu ifade eden Hatimoğulları, belirsizliklerin güven duygusunu zayıflattığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız" ve "Hayırlı işlerde çabuk olunmalı" sözlerini hatırlatan Hatimoğulları, bu iradenin gereği olarak taktik beklentilerden uzak, tüm kesimleri kapsayan bir yasanın Meclis kapanmadan önce çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Son İmralı görüşmesinde Abdullah Öcalan'ın mevcut tıkanıklıkları aşmaya dönük hukuki zemini içeren yeni bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu belirten Hatimoğulları, İmralı heyetinin geçtiğimiz hafta AKP ile gerçekleştirdiği görüşmede bu özel çerçeve yasanın hayata geçirilmesinin elzem olduğunu ilettiklerini aktadı. Çerçeve yasanın Kürt sorununu güvenlik ekseninden çıkararak barış ve eşitlik zeminine kavuşturması gerektiğini dile getiren Hatimoğulları, barışın inşası için sürecin kurumsallaşması ve Sayın Öcalan'ın rolü ile konumunun tanımlanması gerektiğini, bu konuda en büyük sorumluluğun Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar ve Cumhur İttifakı'nda olduğunu ifade etti.
Toplumun büyük bir kesiminin barışın sağlanmasını canı gönülden istediğini ve Barış Anneleri'nin tüm acılarına rağmen bu mücadeleden vazgeçmediğini dile getiren Hatimoğulları, sürecin yavaşlamaması ve negatif bir duyguya kapılınmaması adına barış sesinin ortak bir bileşkeye dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Tarihin barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacağını belirten Hatimoğulları, bedeli ne olursa olsun geri adım atmayacaklarını vurguladı.
Son olarak, 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul'da aydınlar, yazarlar ve siyasetçilerin katılımıyla düzenlenecek olan "Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"nın barışın toplumsallaşmasına ve adil çözüm ufkunun genişlemesine önemli katkılar sunacağına inandığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Hatimoğulları, barış ve demokratikleşme yolunun zorlu ve engelli olduğunun farkında olduklarını ancak bu topraklarda demokratik cumhuriyeti inşa etme kararlılığıyla yola devam edeceklerini ifade ederek sözlerini tamamladı.