8 Haziran 2026 Pazartesi

İbrahim Kalın’ın akıl hocası da yasaklandı

Şimdi ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor: Devletin zirvesinde Heidegger okumak entelektüellik sayılıyor ama bir okulda Heidegger’in adının geçmesi soruşturma konusu oluyor.

75 görüntülenme
Paylaş:
Tüm Yazıları →

Türkiye’de bazen bir filozofun adı bile soruşturma sebebi olabiliyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki bir imam hatip ortaokulunda ortaya çıkan kitap listesi tartışması bunun son örneği oldu. Sosyal medyada dolaşıma giren listeye göre öğrencilere bazı yazar ve düşünürlerin kitapları önerilmişti. Kısa süre sonra soruşturma açıldı, okul müdürü görevden uzaklaştırıldı. Ardından klasik açıklama geldi: “Kitaplar onaylı listede yer almıyor.”

Ama tartışmanın büyüme nedeni aslında kitapların kendisi değildi.

İsimlerdi.

Çünkü o listedeki isimlerden biri Martin Heidegger’di.

Evet, o Heidegger.

20. yüzyılın en etkili filozoflarından biri. Üniversitelerde hâlâ üzerine seminerler verilen, modernite eleştirisiyle hem Batı’da hem Türkiye’de muhafazakâr entelektüel çevreleri etkileyen Alman düşünür.

Dahası da var.

Bugün devletin en kritik noktalarında bulunan isimlerden İbrahim Kalın’ın Heidegger’e ilgisi yıllardır biliniyor. Kalın’ın “Heidegger’in Kulübesine Yolculuk” kitabı yalnızca akademik bir çalışma değil, aynı zamanda Heidegger düşüncesine duyduğu yakınlığın da açık göstergelerinden biri. Kalın, çeşitli konuşmalarında Heidegger’in modern dünya eleştirisine dikkat çekmiş, onu çağımızın ruh krizini anlamak açısından önemli filozoflardan biri olarak değerlendirmişti.

Şimdi ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:

Devletin zirvesinde Heidegger okumak entelektüellik sayılıyor ama bir okulda Heidegger’in adının geçmesi soruşturma konusu oluyor.

Üstelik listedeki tek isim Heidegger de değildi.

Victor Hugo’nun “Sefiller” romanı da listede olduğu iddia edilen kitaplardan biriydi. Hugo yalnızca Fransız edebiyatının değil, dünya edebiyatının en güçlü toplumcu yazarlarından biri kabul edilir. “Sefiller”, yoksulluk, adalet, vicdan ve devlet baskısı üzerine kurulmuş bir klasiktir. Dünyanın birçok ülkesinde lise çağındaki öğrenciler için temel eserlerden biri sayılır.

Listede adı geçen yazarlardan biri de Elif Şafak’tı. Özellikle “Mahrem” romanı üzerinden yıllardır hem muhafazakâr hem seküler çevrelerde tartışılan bir isim. Şafak’ın eserleri çoğu zaman kadın bedeni, kimlik, toplum baskısı ve bireysel özgürlükler üzerinden yürüyen tartışmaların merkezinde oldu.

Bir diğer isim ise Caner Taslaman’dı. İlahiyat, bilim ve din ilişkisi üzerine çalışan Taslaman özellikle modern İslam yorumlarıyla tanınan bir akademisyen. “İslam ve Kadın” kitabı ise yıllardır muhafazakâr çevrelerin kendi içinde bile farklı tartışmalar yaratan eserlerden biri.

Yani ortada örgütsel propaganda metinleri ya da yeraltı yayınları yok.

Bir filozof, bir romancı, bir akademisyen, bir dünya klasiği var.

Ama Türkiye’de mesele çoğu zaman kitabın ne söylediği değil, hangi atmosferde dolaşıma girdiği oluyor.

Aslında bu yeni bir durum da değil.

Geçmişte Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye listelerine giren bazı dini içerikli yayınlar uzun süre tartışılmıştı. Özellikle çocuklara yönelik kimi yayınlarda kadınların toplumsal rolüne dair ifadeler, itaat vurgusu ve pedagojik yaklaşım kamuoyunda eleştiri konusu olmuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çocuk kitapları da zaman zaman tartışmaların merkezine oturdu. Özellikle küçük yaş gruplarına yönelik bazı yayınlarda geçen evlilik, aile yapısı ve cinsiyet rolleriyle ilgili ifadeler pedagogların tepkisini çekmişti. Eğitim sendikaları ve çocuk hakları savunucuları, çocuklara yönelik yayınların dini referanslarla değil pedagojik ölçütlerle hazırlanması gerektiğini savunmuştu.

Benzer biçimde bazı vakıf ve derneklerin okullarda düzenlediği etkinlikler de yıllarca tartışıldı. Ensar Vakfı, TÜRGEV ve benzeri yapıların eğitim alanındaki etkisi muhalefet partileri tarafından sık sık gündeme getirildi. Özellikle “değerler eğitimi” başlığı altında hazırlanan bazı içeriklerin bilimsel eğitimden uzaklaştığı eleştirileri yapıldı.

Ama ilginç olan şu:

O dönemlerde “çocukların zihni etkileniyor” kaygısı bugünkü kadar yüksek sesle dile getirilmiyordu.

Çünkü Türkiye’de çoğu meselede olduğu gibi burada da ölçü pedagojik değil, siyasal oldu.

İktidara yakın duran fikirler çoğu zaman “milli ve manevi değer” başlığıyla meşrulaştırıldı. Daha bağımsız ya da eleştirel duran düşünceler ise kolayca şüpheli hâline getirildi.

Şimdi yeniden aynı yerdeyiz.

Bir okul müdürü görevden uzaklaştırılıyor. Tartışmanın merkezinde ise bir metafizik kitabı var.

Düşünün…

Martin Heidegger gibi ağır bir filozofun adı bile artık bir idari soruşturmanın parçası hâline geliyor.

Bu görüntü insana ister istemez şunu düşündürüyor:

Türkiye’de mesele gerçekten çocukları korumak mı, yoksa düşüncenin dolaşımını kontrol etmek mi?

Çünkü kendine güvenen toplumlar kitaplardan korkmaz.

Filozoflardan hiç korkmaz.

Ancak zihinsel olarak tedirginleşmiş toplumlar sürekli hangi kitabın uygun, hangi fikrin tehlikeli olduğunu tartışır.

Ve bir ülke filozof isimlerinden rahatsız olmaya başladığında, mesele artık yalnızca eğitim değildir.

Mesele, düşüncenin kendisidir.

Paylaş:

Yazarın Diğer Yazıları